SON DAKİKA

Coğrafya gerçekten kader midir? – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 07 Ağustos 2019 - 8:19 'de eklendi.

” Coğrafya kaderdir. ”

İbn-i Haldun’un zamanı aşan bu tespiti, yüzlerce yıldır geçerliliğini korumaya devam ediyor. Ölümün ve ağıdın siyam ikizler gibi kol kola gezdiği bir coğrafyadan bugüne ulaşan bir izdüşümüdür aynı zamanda gerçekçiliğin bu trajik ifadesi.

Tüm çiçeklerin, tüm kuşların, tüm böceklerin, tüm renklerin korkunç bir kıyıma ve talana tanık olduğu bir zaman diliminde bir çocuğun gözlerini gökyüzüne dikip gelecekten umutlu şeyler beklemesini görmek, kader olan coğrafyanın belki de yarattığı en acı trajedi olsa gerek. Zira onun gözleri zamanından çok önce acı olaylara tanık olmuş, kulakları hiç duymaması gereken yıkıcı sesleri işitmiştir. Yozlaşan, çığırından çıkan, ne yaptığını bilmeyen insanın eseri olan bu kaos, iyi ve güzel olan ne varsa, her birisinin üzerinde kendi iğreti gölgesini çağırıştıran bir leke bırakıyor. Çaresizliğin ve ümitsizliğin yükselişe geçtiği seslerin ortasında bir çocuğun gelecekten umutlu şeyler beklemesi gerçekten ne derece olasıdır?

İnsandaki yıkıcılık ve yok edicilik anlayışı, dünyayı bir mahvın kıyısına sürüklüyor. Dünyayı, silahların ve otoritenin kuralları ile dizginleyebileceğine inanan bu geri kalmış anlayış, tıpkı bir virüs gibi damarlarına işlediği her ülkede derin bir mutsuzluk ve gerilim yaratıyor. Güce ve zenginliğe tapan her diktacı yöneten, bu hastalıklı halden ziyadesiyle muzdarip olsa da onun idaresindeki bir ülkede insanın başına gelen her kötücül akıbet, bana kalırsa salt bir kader olarak değerlendirilmemelidir.

Dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın şu ya da bu sebep yüzünden ölmüş olması, onun basit bir kader çizgisi içine dahil edilip, bu cinayetten sorumlu olan kişilerin yargı karşısında aklanmasına olanak tanımamalı. Çünkü hesabı sorulmamış her ölüm, hukuki bir skandaldır. Aydınlatılmamış her olay, aynı zamanda söz konusu ülkeyi yöneten sınıfın üzerinde kalmış bir vebaldir. Hiçbir yönetenin aldığı karar, bir insanın, bir kuşun, bir yaprağın yaşama hakkını riske edemez.

Demokratik kaidelerin ve hukuki uygulamaların olmadığı ülkelerde de olsa, bu denklem asla değişmez. İnsan, ister Afrika’da, ister Asya’da, isterse dünyanın bir başka noktasında olsun, doğduğu andan öldüğü ana kadar özgür ve bağımsız bir bireydir. İnancı, kimliği ve ten rengi ile hukuk karşısında eşittir. Azınlıkta olması, güçsüz olması, yoksul olması, onun kader olan coğrafyada diktacı ve kinci bir anlayışla tıpkı boğazlanan hayvanlar gibi öldürüleceği anlamına asla gelmez.

Daha geçenlerde on dört yaşında bir çocuğun Hakkari’nin Derecik ilçesine bağlı Çemekurk köyünde sınır ticareti yapan köylülerin üzerine askerler tarafından açılan ateş sonucu öldürülmesine tanık olduk. Valilik yaptığı açıklamada, coğrafyanın bir kader olduğunu vurguladı. Kader…

Geri bıraktırılmış, baskı altında tutulmuş, silahların ve bombaların sesleri ile dövülmüş bir coğrafyada insanın, çaresizlikle kendi geçimini sağlamak için hayatını riske ettiği bir zamanı yaşıyoruz… Yasaklı dilini konuşma, özgürlük talep etme, sınır ticaretine bulaşma, dağlarda, ovalarda, meralarda gezinme, daima uslu dur, sana söyleneni yap ve azla, çok azla yetin. Aksi halde bir kader olan bu coğrafyanda işkence görebilir, tutuklanabilir, hatta öldürülebilir ve hukuk karşısında hakkını bulamayabilirsin…

İnsanlara böylesi yoksul ve meşakkatli bir hayatı reva gören bu anlayış ne zaman bir sorunla karşılaşsa, kullandığı ilk sözcük hep bu oluyor. Kader…

Ama hangi kader bu?

Günün on iki saati yerin altında kazma sallayan, kısa sürede ölümcül hastalıklara yakalanan, alınmayan tedbirler sonucu ‘iş kazası’ adı altında işlenen cinayetlere kurban edilen ve ölümü basit birer istatistik olarak işlenen madencinin kaderi mi yoksa günün her saati yalanlar anlatıp insanı insana kırdırtan, alınteri üzerinden hırsızlık yapıp doğanın talan edilmesine izin veren, saraylarda oturup gecekondu mahallelerinde yaşayan halka azla yetinmesini söyleyen yöneticinin kaderi mi?

Ne on dört yaşındaki Vedat’ı sınır ticareti yapmak zorunda kaldığı için ölümüne neden olan şey, ne de üç yaşındaki Aylan’ı daha iyi bir hayat içinçıktığı yolculukta sahilin soğuk sularına vuran şey, kaderdir. Zira bu kelime, suçların ve nefretin ardına gizlendiği bir perde olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor. İnsanın, kuşun, çiçeğin, karıncanın, kelebeğin, sudaki zerrenin ve dağdaki taşın, kısacası hayatı ve doğayı bütünleyen her şeyin saygın bir hikayesi vardır. Bu yüzden hiç bir kanun, hiç bir yönetici ve hiç bir devlet, kendisini bu anlayışın üzerinde göremez. Güç ve iktidar sizden yana olsa bile, insanı öldüremez, doğayı talan edemez, hayatı mahvedemezsiniz

Coğrafya kader değildir. Öyle görülüyorsa bile bunu değiştirmek bizim elimizde. Şayet dünya evimizse, otoritenin ve barbarlığın hışmına uğramış her insanın, çiçeğin ve canlının hayatından biz sorumluyuz. Bu cinayete olan tanıklığımız ve sorumluluğumuz, beş kilometre ötede yahut beş bin kilometre ötede de olsa asla değişmez. Zira dünyanın üçte biri güven içinde yaşarken, geri kalan üçte ikisi savaş, yoksulluk ve baskı üçgeninde yer alıyorsa, bu, insanlık olarak kendimizden utanmamız gereken bir handikaptır. Gelin, coğrafyayı kader olmaktan çıkartalım ve dünyayı daha yaşanılası bir yer haline getirelim.

İnanın bana, dünya diktatörlerin, savaş sevicilerinin ve silah tüccarlarının ellerine terk edilemeyecek kadar güzel ve değerlidir…

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.