Borçlar Ödenemez Hale Geldiğinde Affedilmelidir
Haber
23 Ocak 2022 - Pazar 13:54
 
Borçlar Ödenemez Hale Geldiğinde Affedilmelidir
Yüzyıllar boyunca, borç ve borçluluğun insan toplumları üzerinde derinden istikrarsızlaştırıcı etkileri oldu. Antik dünyada, hükümdarlar ve tebaalarının bir çözümü vardı: borç yıldönümü olarak bilinen bu, borcun dönemsel, koşulsuz olarak silinmesini içeriyordu. Bugün böyle bir jübileye ihtiyacımız var.
Ekonomi Haberi
Borçlar Ödenemez Hale Geldiğinde Affedilmelidir

FERSUDE - Çeviri

 

Ekonomist Michael Hudson İle bir Röportaj

Röportajcı: Branko Marcetic

Çeviri: Ahmet İnal

 

Borç -dünyamızı alt üst eden en kalıcı sorunlardan biri olduğu kanıtlanmış olsa bile- hayatın bir gerçeğidir. Eviniz, tüketim mallarınız, diplomanız ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyorsanız, tıbbi bakımınız - büyük olasılıkla, hepsi borca ​​girerek mümkün oldu. Bunun sonuçları arasında dönemsel ekonomik krizler de yer almıştır. Ne zaman bu tür krizler çıksa, borçları bağışlama çağrıları yapıldı. Ancak mevcut güçler ve bir yorumcular ordusu, bu tür çabaların kaosa ve düzensizliğe yol açmaması için sınırlı ve ölçülü olması gerektiği konusunda bizi uyarıyor.

 

Michael Hudson'ın ise bu konuda farklı bir görüşü var. Chase Manhattan Bank için eski bir ekonomist ve Washington da dahil olmak üzere çeşitli hükümetlerin danışmanı olan Hudson, çok ses getiren “Super Imperialism” kitabını yazdı. Savaş sonrası dönemde uluslararası dolar bazlı para sisteminin ortaya çıkmasının, ABD'nin sınırsız askeri harcamalarını finanse etmesine nasıl yardımcı olduğunu açıkladı.

 

Şimdi Missouri-Kansas City Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Hudson, borcun ve özel mülkiyetin kökenlerini bulmaya çalışmak için arkeoloji alanına giriş yaparak …ve borçlarını bağışlayın: Bronz Çağı Finansmanından Jübile Yılına Borç Verme, Haciz ve Kefaret (…and forgive them their debts: Lending, Foreclosure, and Redemption from Bronze Age Finance to the Jubilee Year. ) adlı kitabı hakkında 2018 yılında Jacobin'den Branko Marcetic ile bu araştırmanın sonuçları konuşmuştu. Kitap, eski toplumlardaki borç affından, Hristiyanlık hakkında bildiklerimizin ne kadarının yanlış olduğuna kadar her şeyi kapsıyordu. Röportaj konuşmanın açıklığı ve uzunluğu için yeniden düzenlendi.

 

BM : Siz İnsanlık tarihinin tüm kapsamına baktığınızda, borçla ilgili modern ilişkimizin ve anlayışımızın benzersiz olduğunu iddia ediyorsunuz. Eski toplumların borçla ilişkisi nasıldı ve bunu nasıl kontrol altında tuttular?

 

MH : Gerçekten eski toplumlarda, neredeyse tüm borçlar Avrupalıların “weregild” dediği şey kişilerarası borç tipiydi. Eğer birini yaralarsanız, bir kolunu kırarsanız veya birilerini öldürürseniz, eski toplumlarda iki seçeneğiniz vardı: ya bir kan davanız olur ve aileniz diğerlerinin ailesiyle savaşır ya da bir zarar tahsili belirlenir tazminat öder ve barışırdınız. Çözüm böyle bulunurdu. Duruma göre, weregild ödemesi bazen para veya eğer çok ciddi ise köle kızlar veya sığırlar ile olurdu ve bu şekilde diğer adı “günah” olan borç kelimesi ortaya çıktı. Dolayısıyla Rab'bin Duası'nın İbranice ve Yunanca orijinal anlamı, “Bize borçlarımızı bağışla” idi.

 

Bir tarım ekonomisi olan Mezopotamya’da ise borçların büyük kısmının alacaklıları saray veya tapınaklardı. Yükümlülükler yıl boyunca ödenirdi. Üçüncü binyılda Sümer’de veya ikinci binyılda Babil’de, mahsul yılı boyunca bir bara gidip oturduğunuz zaman iki farklı hesap gelirdi, bunlardan birincisi birahaneye olan hesap diğeri ise hayvan giderleri, su veya tarım giderleri olarak saraya olan hesap olurdu ve bunların hepsi kredi sistemi ile yapılırdı. Borçların tamamı harman zamanı tahıl olarak ödenecekti ve bir birim tahıl bir birim gümüşe eşitti.

 

Ama bazen, hasat verimsizliği, savaş veya kuraklık yüzünden borcunuzu ödeyemezdiniz. Bu tarz durumlarda, Hammurabi kurallarına göre “Fırtına tanrısı Hadad, gelip hasadımızı mahvederse, borçlar ödenmek zorunda değildir.” derdiniz. Üçüncü, ikinci ve hatta birinci binyılda bile toplum böyle yaşıyordu. Yeni bir hükümdar tahta çıktığında veya ortada başka sebepler olduğunda (savaş bittince veya ortada borç silinmesi için geçerli bir sebep olduğunda) borçlar kaldırılırdı, borç için hizmetkar olanlar ailelerine geri gönderilir, onlara verdikleri sözleri de geri verirdiniz. Eğer borçlar silinmeseydi ne olurdu? Bir anda borçlu olan tüm insanlar borçlu oldukları zengin kişilerin hizmetkarları, köleleri haline gelirlerdi.

 

BM: Siz ayrıca, aşina olduğumuzu düşündüğümüz İncil hikayelerinin merkezinde bu konunun olduğunu iddia ediyorsunuz.

 

MH: İsa'nın ilk vaazının konusu buydu. O, havraya gidip, peygamber Yeşaya'nın tomarını açıp, Babil'den Yahudiliğe getirilen borç iptali -jübile yılı olan, “Rab'bin yılını ilân etmeye geldim” dediğinde, tüm Yakın Doğu'da yapıldığı gibi. Mukaddes Kitabı tercüme edenler bu sözlerin ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyorlardı. “Rabbin yılı” ne anlama geliyor? Borç iptali olan “ deror ” ne anlama geliyor ?

 

Antropologların Amerikalı yerli Kızılderililerden Avrupa ülkelerine kadar bu dengeyi yeniden kurma pratiğine sahip olacağını bulmaları, ancak Asurologlar tüm Yakın Doğu toplumunun borçlarının nasıl iptal edildiğini öğrenmeye başladıktan sonra oldu. Fikir ise şuydu, toplumun istikrarsızlaşmasını ve kutuplaşmasını nasıl önleyebiliriz? Borçları iptal ederek.

 

BM: Peki, borç ve borç iptaline karşı bu tutum nasıl değişti?

 

MH: MÖ 1600’den 1200’e kadar Yunanistan’ın Linear B belgelerinde batıda faiz kavramı yoktu. MÖ sekizinci yüzyıl civarında, Faiz getiren borç fikri ilk kez ortaya çıktı ve yerel reisler birdenbire bazı tarihçilerin mafya aileleri dediği şey haline geldi. Yedinci ve altıncı yüzyıllara kadar toprağı tekelleştirmenin bir yolunu buldular. Yunanistan ve İtalya'nın her yerinde reformcular tarafından devrimler yapıldı ve daha sonra reformculara “Tiranlar” denildi.

 

Her antik toplumun tüm mücadelesi şuydu: Nüfusun esarete düşmesini nasıl önlersiniz? Sarayların bunu yapmak için bir nedeni vardı. Eğer vergi ödeyen küçük bir yetiştirici kendi mahsulünü kredi aldığı kişiye borçlu olursa ve sarayın duvarlarını inşa etmek, sulama kanalları kazmak gibi sarayın işlerinde çalışmak yerine kredi aldığı kişinin tarlasında çalışmak zorunda kalacaktı. Eğer bu insanları alacaklılara borçlandırırsanız, bu artık, mahsul fazlasını ve emek fazlasını saraya ödeyemeyecekleri anlamına gelir. Bu da alacaklıların yetkiyi alacakları anlamına geliyordu.  

 

Yakın Doğu'daki hükümdarlardan, muhtemelen Roma'nın ilk krallarına kadar, şöyle diyorlardı “Bizim yapmamız gereken tek şey kreditör sınıfının bağımsız bir oligarşi oluşturmasını engellemek. Çünkü onlar bizden bağımsız hale gelirlerse, ekonomik artıyı alırlarsa bu iş gücünü kullanarak bir ordu işe alıp, bizi devirip kendileri devlet olacaklar”.

 

Bundan ötürü her zaman toplumu alacaklı sınıfından - oligarşiden - koruyan devlet ile bağımsız olmak isteyen, borç iptali istemeyen oligarşi arasında bir mücadele yaşandı. Ve bu, İsa'nın zamanından dört asır önce devam edegelen bir savaştı. İlk Hıristiyanlar temelde Jübile yılının savunucularıydı ve borcu iptal etmeye çalışıyorlardı.

 

BM: Borç ve alacaklıların artan gücü Roma tarihinin kargaşasında nasıl bir rol oynadı?

 

MH: Roma'da, yanlış krallar MÖ 509'da, esasen Roma nüfusunun geri kalanını serfliğe indirgemek isteyen bir oligarşi tarafından devrildi. Bütün Cumhuriyet, borçların silinmesini ve toprağın yeniden dağıtılmasını isteyen birbiri ardına uzun bir isyan dizisi ile dolu idi. Bütün bunlara demokrasi deniyordu. Oligarşi için demokrasi, tüm alacaklıların eşit olduğu anlamına gelir ve bu nedenle özgürlük, nüfusun geri kalanını köleleştirme özgürlüğüdür.

 

Antik çağda demokrasi nüfusun büyük bölümü için kölelik anlamına geliyordu. Aristoteles bu konu hakkında çok açıktı. “Birçok şehrin demokrasi gibi görünen anayasaları var ama bunlar aslında oligarşiler” dedi. Aristoteles, zengin insanlar zenginleştikçe bir oligarşiye dönüşme eğilimindedir ve sonra oligarşi kendisini kalıtsal bir aristokrasiye dönüştürür ve toplumun geri kalanına hükmeder.

 

Nüfusu borç esaretinden kurtaran borç iptali geleneğini durduran ve köleliğe dönüşen modern dünyaya yol açan sahip olduğumuz tüm bu geçmiş, yasanın acımasız olduğu fikrine dayanıyordu.

 

Tarihçiler şimdi, "Eh, evlat, Roma İmparatorluğu o kadar da kötü değildi - bakın ne kadar zengin oldu" diyorlar. Ama zenginliğin tamamı nüfusun yüzde 1'inde toplandı ve yüzde 99'u toprağa bağlı kaldı. Yeni Ahit'in son kitaplarını, Vahiy kitabına kadar okursanız, her şey, “Ahir zamanda yaşıyoruz, korkunç, Roma canavar, burada umut yok. Toprağı reforme edemeyiz. Zenginlerin açgözlülüğü yüzünden borçları asla iptal edemeyiz. Şehit olup ölmekten başka yapacak bir şey yok ve öbür dünyada her şeyin daha iyi olacağını ve belki de İsa'nın geri geleceğini ummaktan başka yapacak bir şey yok.” Bütün ana fikir Roma sisteminin karşıtıydı.

 

Her ekonomi birileri tarafından planlanacak. Soru şu ki, bugün olduğu gibi alacaklılar tarafından mı planlanacak? Yoksa “Benim işim toplumu istikrarlı tutmak ve kutuplaşmasını önlemek, böylece hayatta kalabilmemiz, dirençli olabilmemiz ve ilerleyebilmemiz için” diyen bir hükümetiniz, bir hükümdarınız mı olacak? Alacaklılar direnci önemsemez. Onların zaman çerçevesi oldukça dardır.

 

BM: Bu kadar borçlu toplumlarda yaşadığımız düşünülürse, bunun pandemi sonrası toparlanma için etkileri nelerdir?

 

MH: Faiz bazlı borcu olan herhangi bir ekonomide, borçlar, bütün ekonomiden daha hızlı büyümeye eğilimlidir. Her yıl katlanan üstel bir borç var ve ekonomiler buna hiçbir zaman ayak uyduramadı. Herhangi bir aile, herhangi bir şirket, herhangi bir ekonomi için borç eğilimi, borcun çöküş seviyesine gelene kadar büyümesidir. Ve ödeyemediğin zaman ya mülkü kaybedersin ya da kreditöre bir şekilde köle olursun veya kreditöre emeğini verirsin ya da ürettiğin malzemeyi verirsin. Eğer eski dinin merkezinde olduğu gibi, eski toplumların yaptığı gibi borçları silmez isek mülk sahiplerinin çoğunluğu kreditörler olacaktır.

 

Faiz bazlı borcu olan her ekonomi yeniden yapılanmak zorundadır, eğer olmazsa bütün ekonomi eski Roma’da olduğu gibi tepedeki ufak bir grubun elinde olacaktır. Roma Cumhuriyeti bu şekilde merkezileşerek Roma İmparatorluğuna dönüşmüştür. Finanse edilen her ekonominin eğilimi merkezileştirmektir. Sadece servet değil, aynı zamanda zenginliği merkezileştirerek, siyasi gücü ve karar vermeyi ve nihayetinde askeri gücü mali sınıfın elinde merkezileştirirsiniz.

 

YAZAR HAKKINDA

Michael Hudson, Missouri-Kansas City Üniversitesi'nde ekonomi profesörüdür. Super Imperialism ve …and forgive them their debts kitaplarının yazarıdır.

 

GÖRÜŞMECİ HAKKINDA

Branko Marcetic , Jakoben’nin kadrolu yazarı ve Yesterday's Man: The Case Against Joe Biden kitabının yazarıdır . Chicago, Illinois'de yaşıyor.

 

Görsel: 

Kral Mardukpaliddin'i görevlilerinden biriyle, MÖ 714'ü tasvir eden bir Babil sınır taşından detay. (Universal History Archive / UIG via Getty images)

 

Kaynak: https://jacobinmag.com/2021/12/michael-hudson-interview-debt-forgiveness-cancellation-ancient-rome-christianity

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı