GÜNCEL

Halaya duran çocuklar… Mesut Kara yazdı

“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı. Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: - çürüyen diş, dökülen et -, bir ...

Halaya duran çocuklar… Mesut Kara yazdı
1 Toplam Gösterim

“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,

akar suyun,

meyve çağında ağacın,

serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:

- çürüyen diş, dökülen et -,

bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet…”

Ne zaman dayanışma için ziyaretlerine gitsek onlardan biri, birkaçı havanın soğuğuna aldırmadan alanda, ortalıkta koşuşturuyor oluyordu üşümüş elleriyle, pembeleşmiş yanaklarıyla. Tabii ki anneleri, babaları, neneleri onları soğuğa karşı sıkı sıkı giydirmiş oluyordu atkıdan bereye, kabana kadar. Arabalarla korna çalarak alana girdiğimizde bizleri karşılayan direnişçi işçilerin arasında oluyorlardı sevinçten ışıldayan gözleri, gülen yüzleriyle. Minicik Sude’den, Hira’dan, diğer işçi çocukları Süleyman, Narin, Pervin, Irmak, Cemre, Hilal, Eren, Orçun, Berat ve nice küçük yüreklerden söz ediyorum. Bu satırları yazarken direnişteki 23. günlerini geride bırakan Sibaş’ın direnişçi işçilerinin, ailelerinin dünya güzeli çocuklarından…

Sadece Sibaş işçilerinin değil, Flormar, Cargill ve direnişteki, grevdeki tüm işçi çocuklarının da direniş alanlarında annelerine, babalarına destek olduklarını görüyoruz, biliyoruz. Birer küçük direnişçiye dönüşen bu çocuklar anne-babalarına, diğer işçilere daha çok umut ve kararlılık kazandırıyor.

HALAYA DURAN ÇOCUKLAR… DİRENEN İŞÇİLER YALNIZ DEĞİLDİR

Savaşlar da, krizler de, toplumsal çalkantılar da aile içi sorunlar da önce ve en çok çocukları vuruyor, incinmeler yaratıp, onları mutsuz ediyor. Fakat işinden olmuş direnişteki Sibaş işçilerinin, işçi ailelerinin annelerine babalarına desteğe gelen, yanlarında olan küçücük çocukların yüzlerinde mutsuzluğun izi yok. Onlar da direnen işçiler gibi umutlu, kararlı görünüyorlar. Aileleri, işçi abileri, ablaları gibi gülerek, halaylara katılarak ve hep gülen yüzleriyle atıyorlar sloganlarını: “Sibaş işçisi yalnız değildir.”

Muhtemelen Flormar’ın, Cargill’in ve direnişteki, grevdeki tüm işçilerin çocukları da kendi anne babalarının çalıştığı, haklarını almak için direndiği fabrikalardaki işçiler için aynı sloganları haykırıyordur.

- “Flormar işçisi yalnız değildir.”

- “Cargill işçisi yalnız değildir.”

- (…)

Kimi zaman bizi birbirimizden uzaklaştıran, görüşmeleri ziyaretleri zorlaştıran mesafeler, kimi zaman da buluşmalarımızı kolaylaştırıyor, bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Aklım ve kalbim onlarla olsa da farklı kentlerde olmamız nedeniyle Flormar’ın, Cargill’in direnişteki işçilerini ziyaret edebilme olanağı bulamadım. Fakat Kuşadası emek ve demokrasi güçlerinden, Kuşadası Emek Partisi, ÖDP ilçe örgütlerinden arkadaşlarla yaptığımız destek ve dayanışma ziyareti sonrası Sibaş’ın direnişçi işçilerini tanıma olanağı buldum.

Sendikalılaştıkları için işlerinden olan, hakları için fabrika önünde çadır kurarak yağmur soğuk demeden direnişe başlayan işçilerin kararlı duruşları, yüzlerinden eksik olmayan gülümsemeleri, umutları, umudumu, direncimi çoğalttı.

Yanlarında çocukları vardı, ailelerinden başka insanlar vardı. Bazı arkadaşlarının, köylerinden bazı insanların yalnız bırakmalarına karşın, onlar “toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar” çoktular. Dayanışmaya gelenlerle halay çekiyorlar, konuklarına çay ikram ediyorlar, sorunlarını, sıkıntılarını anlatıyorlardı. Çocuklar da onlarla birlikte halaya duruyor, ailelerini orada da yalnız bırakmıyorlardı.

ÖNYARGILARIMIZDAN KURTULALIM, BİÇİMLERİMİZE DEĞİL BİLİNÇLERİMİZE BAKALIM...

"Köylükler uykusunda döndü dönüyor sola

Güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla

Başaklar göverdi bak baş koydular bu yola

Şaltere uzanıyor Allah’a açılmış el

Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel" (Can Yücel \ İşçi Marşı’ndan)

Siz hâlâ türban önyargınızdan kurtulamadınız mı? O zaman iktidardakilerden, onlar gibi düşünüp davrananlardan ne farkınız var? İktidar ve sermaye türbanlı, türbansız demeden işçiyi, çalışanı işsiz bırakabiliyor, ezip sömürebiliyor. Birileri türbanlı kadına düşman, önyargılı, iktidardan beslenen yobaz takımı da türbansız kadına düşman, her türlü kötülüğü yapabiliyor. Örneğin Kabataş yalanı ve oyuncu Deniz Çakır'ın yaşadıkları...

Siz hiç Flormar'ın, Sibaş'ın türbanlı direnişçi kadın işçileriyle konuştunuz mu, yan yana geldiniz mi? Gelseniz onların inançlarının da türbanlarının da asıl meselemiz olmaması gerektiğini görebilirsiniz.

Biz evlerimizde soba başında bile üşürken, ekmekleri ve hakları için soğukta, ayazda, karda, yağmurda grev ve direniş alanlarında dimdik duran, halaya birlikte durdukları kadının türbanlı mı, başı açık mı olduğuna, kadın mı erkek mi olduğuna bakmayan bu direnişçi kadınlarla aramızdaki sorunun iktidardakilerin dayatıp gündemde tuttuğu gibi türban olmadığını görürsünüz. Hepimizin ortak özlemi başka ve daha güzel bir dünya.

Yaşadığımız hayatın, hak ve emek mücadelesinin, uğradığımız haksızlıkların, ezilmelerin, sömürülmelerin, işten çıkarılmaların, geçinememelerin ve bugünkü iktidarın zulmü karşısında hepimizin aynı yerde buluşması gerekiyor. Ancak bir arada olursak halk oluruz.

Bütün bu yaşadıklarımız, grevler, direnişler türbanlı türbansız kadınıyla, inançlı sakallı-inançsız küpeli erkeğiyle hepimizi dönüştürüyor, bilinçlendiriyor.

Aydın'da Jes’lere karşı direnen, yaşam alanlarını savunan başörtülü köylü kadınları düşünün.

“O’nun” türbanlı bacısı sarayda danışman, bizim türbanlı emekçimiz bu soğukta direniş çadırında. Flormar'ın, Sibaş'ın türbanlı kadınlarıyla gidip konuşun. Haklarını aramada, sınıf mücadelesinde nasıl da bilinçli ve kararlı olduklarını, dik durduklarını görürsünüz.

Bugün bizim birbirimizi tanımaya, anlamaya, dostluğa ve dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Önyargılarımızdan kurtulalım. Biçimlerimize değil bilinçlerimize bakalım. Hedefimiz ortak.

Jiplere binen sonradan görme süslü başörtülüler dönemini, başı açık laik kadınlardan nefret eden kötülük yapan yobazlar dönemini birlikte bitirelim. Ne demişti Can Yücel usta:

“Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark

Ve durdu muydu bir gün bu kör, avara kasnak

Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak

Sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel

Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel”

Haber Yanı Reklam
Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE