SON DAKİKA

Halkı için yaptığı filmleri yurdunda gösteremeyen yönetmen; Hiwa Aminejad

Bu haber 30 Ağustos 2019 - 12:02 'de eklendi.

FERSUDE – Özel

Tebriz Üniversitesinde sinema bölümü ile kütüphane bölümü olmak üzere iki bölüm okuyan Aminnejad, öykü yazdığı bir kitap basmış bununla birlikte fotoğraf çekimleri de yapmış. 2000 yılına gelindiğinde ise fotoğrafın ve öykünün birlikte bütünleştiğini ve daha güçlü olduğu sonucuna vararak ve sinema çalışmaları yapmaya başlıyor. 15 yıl Tahran’da yaşadıktan sonra ‘ülkem’ dediği topraklara 3 yıl önce Sanandaj’a geliyor. Sanandaj’da hem sinema üzerine ders veren hem de filmlerini yapan Aminnejad’ın şuana kadar 10 tane kısa film, belgesel  ve bir tane de uzun metrajlı filmi var. Aminnejad filmlerinini en çok da halkının izlemesini istiyor ama diğer tarafta da filmlerinin İran yönetimi tarafından fazla bilinmesi sonucunda kendisini zorlu şeyler beklediğini de biliyor. Bunun için filmlerini sadece uluslararası festivallere gönderiyor. Bu şekilde aslında en çok istediği şeyden de mahrum kalıyor. Halkı için yaptığı filmleri gösterememesine rağmen mücadeleyi bırakmıyor Aminejad,

Ailesinin çalışmalarına başta çok yabancı olduğunu, “sen ne yapıyorsun?” gibi sorularla karşılaştığını söyleyen Aminnejad, ailesinin filmlerini gördükten sonra çok sevindiklerini belirtiyor. Altı erkek üç kız olmak üzere dokuz kardeşler. Abisi siyasi nedenlerden dolayı cezaevinde yatmış ardından yurtdışına gitmek zorunda kalmış. Ve evde sanatsal çalışma yapan sadece Aminejad. Aminejad ile İran sinemasından Kürt sinemasına, İran rejiminin uygulamalarından kadınların mücadelesine kadar birçok konuda söyleyişi yaptık. İlk film çalışması olan “Parazit” ile ekoloji ve çevrenin değerini, ağaçların kesilmemesi ve çevrenin kirletilmemesini anlattığını belirten Aminejad, filmlerini Kürt kültürü, sanatı, dili, tarihi ve tabi bu topraklara yaşanan Kürt sorunu üzerine çektiğini söylüyor. 

”Gizli ve karanlık bir gerçeklik” 

Aminejad 2015’te yaptığı 62 dakikalık “Farewell/Malava Analog” uzun metrajli film çalışmasının bir yıl sürdüğünü ifade ederek şunları söylüyor; ”Önce genç, mimari, kültürel, giyimi ve tarihiyle bir Kürt köyü aradım. Bu köyü bulmak için çok gezdim en son filmi çektiğim Bayandare köyünü Bane şehrinde, İran ve Irak sınırına yakın buldum. İzlenildiğinde “işte bu bir Kürt köyü, Kürt yaşamıdır” denilmesini istedim. Filmim, eskiden film çalışmalarında kullanılan analog kamera sahibi sade bir köylü olan Kak Saee’nin köyünde çekim yaparken karşılaştığı olayları anlatıyor. Kak Saee karısının mücevherlerini satarak aldığı analog kamerayla törenlerin ve etkinliklerin çekimlerini parayla yapar. Bazı köylülerin ve hatta karısının muhalefetine rağmen, genellikle coşkulu bir destek alıyor. Yeni misyonuyla heyecanlanan Kak Saee, küçük bir ücret karşılığında videolarını sunduğu köy camiasında Cuma günleri daha fazla seyirci çekecek heyecan verici konulara dikkat çekiyor. Çok geçmeden, kendisini de dahil herkesin ve köyde yaşanan her şeyi filme çektiğini görür. Askerler Kak Saee’nin çekim yapmasına karşı çıkıyor. Çünkü askerlerin uyguladığı şiddet ve yaptığı hak ihlalleri ekrana yansıyor. Çekimlere sansür yapılması, devlettin köyün ilerlemesini istemediğini, sorunun bir devlet politikası olduğu gösteriyor. Kamera Kak Saee’nin yaşantısını değiştiriyor ve bir çok sorun yaşıyor. Bu köy üzerinden Kürtlerin yaşamındaki zorluklarını ve İran’ı yansıtmak istedim. Köyün kenarında yaşayan eski bir halk şarkıcısının şarkı söylemeyi ve hatta konuşmayı kesmiş. Kak Saee, yaşlı adamın kameranın önünde konuşup tekrar şarkı söylemesi için farklı ikna stratejileri hazırlıyor ama yaşlı adam sessizliğini bozmuyor. İşte bu eski Kürt sanatçının şarkı söylememesi bunun küçük bir örneği. Onu kamerayla kovalarken, Kak Saee’nin hayatını bozan gizli ve karanlık bir gerçeklik ortaya çıkıyor. 

Köylülerin yaklaşımı nasıldı?

Filmi çekmeye başladığımda köylüler çok şaşırıyorlar ve meraklıydılar. “Bunlar ne yapıyor? Sinema nedir?” tarzında sorularla karşılaşıyorduk. Filmin yapımında köylülerin çok büyük desteği oldular bunun bir hediyesi olmalıydı. Bende bu desteklerinden dolayı filmin galasını dünyanın hiç bir festivalinde değil o köyde kurduğumuz ekran ile yaptım. Filmimden sonra köyde iki kişi sinemaya aşık olmuş ve film yapmak istiyorlar. Bana telefon açarak, “bize yardımcı ol” diyorlar.

”Otosansür yapmak en kötüsü”

Film Duhok, Süleymaniye, Van Aktamar Film Festivali ve bir çok yerde ilgiyle izlendi. Bu film “tam Kürt filmi, Kürt yaşamını yansıtıyor, bu köy ile Kürtlerini yaşamını iyi öğrendim” denilecek bir tarz. Kanada, Amerika’da ve İran’da da bir festivalde gösterildi. İran’da şuan pek kimse filmimi bilmiyor çünkü gösterime koymadık. İran’da sinemaya denetleyen ve uygun gördüğü projelere destek veren Kültür Sanat Bakanlığı var. Filmim o bakanlık tarafından bilinmiyor. Çünkü hiç bir yönetmen fikirlerinin sansür edilmesini istemez. Devlettin istemediği görüntüler olduğu için sorun yaşanacak. Bende oto sansür uygulamak istemiyorum. Onun için İran’da herhangi bir festivale ve gösterime göndermiyorum. Filmi yaparım, kimse izleyemese de oto sansür uygulamam, özgünlüğümü ve özgür kamerama geri adım atmam. Sistem sansürlese gene iyi ama oto sansür yapmak en kötüsü.

“Ben filmi halkım için yapıyorum”

Ben filmi halkım için yapıyorum. Halk kendini görsün, eleştirsin, tartışsın, “sinema nedir?” sorularını sormasını istiyorum. Ama bir tarafta filmimi halka sunmak isterken diğer tarafta sorun olacağını bildiğim için bunu gösteremiyor olmam çok büyük bir acı. Bundan dolayı çok öfkeleniyorum. Uzun bir çalışmayla emek verdiğim filmimi kendi ülkemde gösteremiyorum. Filmimin sadece festivallerde değil herkesin görmesini istiyorum. Umudum bir gün sorun olmadan, özgür bir şekilde, filmimizi yapar ve halkımıza da gösteririz. Şu anki bir çok yönetmen kendi halkına dokunmuyor, halk üzerinde bir etkisi yok. Halktan uzak sadece festivallerde tanınıyorlar.

Filmlerini yaparken ne tür sorunlarla karşılaşıyorsun?

”Kimse geri adım atmıyor”

Benim ve diğer özgün çalışma yapan sinemacı arkadaşlarım için her alanda ve her dakika da sorun var. Ailesel, politik, ekonomik… Çünkü devletin yanında değiliz. Devlettin belirlediği çizgiler dışında özel çalışmalar yapıyoruz. Ama her şeye rağmen çalışmalarımızı yapmakta kararlıyız ve yapıyoruz, yapacağız. İran’da benim gibi, filmi sorun olarak görülen onlarca yönetmen var. Kimi cezaevine konuluyor, kimi bir daha film yapmama cezası alıyor, kimi yurt dışına çıkmama cezası… Böyle olunca hükümet sorun çıkarmasın diye İran’daki Kürt yönetmenler İran’a gözünü kapatarak Türkiye, Irak yada Suriye giderek oradaki sorunları ele alıyor. Bu da bir tür sansürdür. İran hükümeti de bu filmlerin kendilerini eleştirmediğini görünce ses çıkarmıyor. Her şeye rağmen İran’da ki sorunları ele alan, eleştiren yönetmenler dışında diğer yönetmenler ya hükümet yanında yer alan ya da sisteme dokunmayan filmler yapıyor. İran’da özgürlükten, kadın haklarından bahsetmek güç ama Kürt’ler için bu iki kat daha fazla. Kürt demek, siyaset konuşmak başlıca suç. Emir Nadıri, Behram Bezai, Bahman Ghobadi gibi bir çok Kürt yönetmen yaptıkları filmlerden dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalıyorlar. Yurt dışına çıkmak zorunda kalan yönetmenler bir daha çok özgün film yapamıyor. İster istemez hisler, duygular azalıyor. Bu da bir sansür. Misal dünya medyasında tanınan Keyman Karimi, 2011’de İran’da seçimlerdeki adaletsizliklere karşı yaşanan protestoları belgesel yaptığı için cezaevine konuldu. Bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra çıkar çıkmaz Almanya’ya gitmek zorunda kaldı ve şuan Almanya’da yaşıyor. Karimi medyada tanındı ama medyanın tanımadığı onlarca genç yönetmen şuan cezaevinde. Bir yönetmen cezaevinde girdiğinde çevresi, arkadaşları ona yardımcı oluyor, dünyaya duyurmaya çalışılıyor, insan hakları açısından özgür bırakılması çağrısı yapılıyor. Kimse geri adım atmıyor, her zaman mücadele devam ediyor.

”Geç başladı ama başlayınca da çok iyi başladı” 

İran ve Kürt sinemasının durumu nedir?

İran sineması, dünyada keyifle izlenen, tanınmış çok büyük bir sinema. Yüzyıllık birikimi var. Sinemanın okulu, özgür ve özgün sinema bilinci oluşmuş. Misal ‘Kiyarüstemi sineması’ bir okuldur. Şuan ki yönetmen ve gençler Kiarüstemi’nin gözüyle yeni bir pencere açarak yeniden doğdu. Bu pencere hem realist, tarihi hem de canlı ve özeldi. Bu İran’daki tüm yönetmenler üzerinde etki oluşturdu. İran’daki Kürtlerde bundan çok etkilendi. Kürtlerin İran sinemasına, İranlılarında Kürtler üzerinden etkisi oldu. İran’da onlarca halk var ama İran’lı yönetmenler Kürt sinemasını çok beğeniyor ve seviyor. İranlı Kürt yönetmenlerin olanakları çok az ama gene güzel çalışmalar yapıyorlar. Misal Kiarüstemi’nin yardımcısı olan Kürt yönetmen Bhaman Ghobadi’den sonra Xamid Qawani, Teyfik Kawani ve İbrahim Saidi’de güzel çalışmalar yaptı. Kürt’ler; Fars’lar, Türk’ler, Arap’lar gibi çok eski bir halk ama Kürt’lerde sinema geç başladı. Bunun nedeni Kürt’lerin bir devleti olmamasıdır. Geç başladı ama başlayınca da çok iyi başladı. Öyle Kürt yönetmenler var ki şuan dünyada Kürt sineması tanıtılıyor. Irak Kürdistan’ında özgürlük var. Orada dünyadaki tüm Kürt yönetmenlerin katılacağı bir festival veya kongre ile Kürt sinemasının ilerlemesi için neler yapabileceği üzerine tartışmalar yapılabilir. Kürt sinemasında İran’daki Kürtler daha çok ilerlemiş. Bunu Türkiye ve Irak’taki festivallerde de söyleniliyor. Bunun başlıca nedeni İran sinemasıyla olan bağımız, yakınlığımız. Irak Kürtlerinde festivaller fazla, üretim düşünceleri azken Türkiye Kürtlerinde ise festivaller az ama çok güzel, genç, dürüst düşünceler var.

Kimi İran’dan çıkamıyor kimi de İran’a gelemiyor

Şuan Mahbalbaf ailesi Londra’da. Bahman Ghobadi, Emir Nadiri ve Behram Benzai gibi yönetmenler yurt dışında ve İran’a gelemiyorlar. Cafer Panahi, halkın hükümete karşı yaptığı ayaklanmaları belgesele aldığı için 2011’de cezaevine girdi ve bir yıl tutuklu kaldı. Panahi, geçen yıl Cannes Film Festivali’nde ödül aldı ama İran hükümeti ödülünü almasına izin vermedi. Yani diğer tarafta Panahi gibi yönetmenlerde İran’dan çıkamıyor. Bir diğer örnek, başının açık olması ve eleştirel filmlerde yer almasından dolayı Gülşifte Ferahani şuan yurt dışında yaşıyor. Gülşifte’nin kadınların üzgünlüğü üzerinde yaptığı konuşmalar da hükümet tarafından tepki çekiyor ve İran’a dönemiyor.

”Bir tarafta hükümete destek veren diğer tarafta özgür yönetmen”

Dünyada iki tarz yönetmen var. Bir tarafta hükümete destek verenler ve hükümetinde onlara çok büyük paralarla destek verdiği yönetmenler var. Misal Mecid Mecid’inin yaptığı ‘Muhammed’ filmi için İran yönetimi çok büyük paralar verdi. Diğer tarafta ise özgün, özgür yönetmenler. Bu yönetmelere yardım etmeyi bırakın, rejim bu yönetmenleri sorun olarak görüp üzerlerine gidiyor. Hükümet, ‘beni eleştirme para vereyim, ama beni eleştirirsen seni cezaevine atarım’ diyor. ‘İran Sinema Evi’ adında bir topluluk var. Mahmud Ahmedinejad döneminde kapatıldı ama gene açıldı. Bir sorun oluştuğunda devreye girip yardımcı oluyorlar. Bu güzel bir örgütlenme. 

“Konuşma özgülüğü var ama konuşmadan sonra özgürlük yok”

ABD, İran’ı ambargo altına almış. Ekonomi çok kötü bir durumda. İran, Suriye’de savaşta. Halk yorulmuş ve emniyeti yok. Yaşamda çok büyük zorluklar çekiyorlar, parada yok. Halk hükümettin, “bu gidişatın gidişat olmadığını” farkına varmasını istiyor. Ve hükümettin değişmesinden ve özgürlükten yana bir reformun yapılmasında yana. Halk radikalleşiyor ve reform yapılmasa ayaklanacak. Dokuz yıldır süren tepkiler hem ekonomik krizin olması hem de özgürlüklerin olmamasından dolayı giderek artacak. Kültür – sanat özgürlüğü, yazma özgürlükleri bunlardan bir kaçı. İran’da konuşma özgülüğü var ama konuşmadan sonra özgürlük yok.

“Türkiye’de yumuşak, gizli bir sansür var’”

Tüm genç Kürt yönetmen arkadaşlarıma söylemek istediğim, asimilasyonlardan ellerinden geldiği kadar uzak durarak özgün çalışmalar yapmaktır. Birbirimizle daha çok iletişimde olup, birbirimize yardımcı olalım. Herkes Türkiye’de özgürlüğün olduğunu söylüyor ama Türkiye’de yumuşak, gizli bir sansür var. Çalışma yaparken özgürlüğün değil sansürün olduğu daha iyi anlaşılıyor. Dünyanın her yerinde her diktatörün sonu düşüştür. Hiç bir güç insanlığı ve özgürlüğü yenemez. Yılmaz Güney yaşamı, sineması, direnişiyle dünyada birçok yönetmene etki vermiştir. Tıpkı Abbas Kiyarüstemi üzerinde verdiği etki gibi.

Özgürlüğün gizli çığlık günü: “Beyaz Çarşamba”

İranlı kadınlar için 40 yıldır başörtü sorun var. Yaklaşık 2 yıl önce bir akşam Tahran’da İnkılap Meydanı’nda genç bir kadın başörtüsünü çıkarıp bir sopanın başına asarak, ‘zorunlu başörtüye’ itiraz etti. O genç kadın tutuklandı. Sonraki gün başka bir kadın aynı meydana çıkıp aynı tepkiyi verdi. Sonraki gün bir başka kadın… Bu şekilde tüm İran şehirlerine yayılan bir kadın hareketine döndü. Kadınlar akşam saatlerinde bunu devam ettiriyor. “Çarşamba Sipi (Beyaz Çarşamba)” ismi verilen başka bir protesto ise kadınlar siyah başörtü yerine beyaz başörtü takarak başörtüye itirazlarını belirtiyorlar. Bu harekette ülkenin her yerinde her hafta devam ediyor. Bu hareket daha çok yaygın çünkü hükümet bu harekette kadınlara ‘niye beyaz başörtü giydin’ diye tutuklayamıyor. Aynı şekilde, İran’da kadınların dans etmesi yasak olduğu için protesto amacıyla azda olsa kadınlar  sokakta dans ediyor. Kadın sanatçılar sadece kadınlar için şarkı söyleyebiliyor. Erkeklerle ve erkeklere şarkı söyleyemiyor. Tıpkı kadınların stadyumda futbol izleyememesi gibi. İran’lı kadınlar çok sanatsal çalışma yapmak istiyor, yapmaya da çalışıyor ama çok zor oluyor. Sistem izin vermiyorken birde kimi aileler de kadının çalışma yapmasını izin vermiyor. Ama kimi ailede kadınların çalışma yapması için desteklerde bulunuyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.