GÜNCEL

LGBTİ+ aktivisti Bihter Karal: Transların en sık karşılaştığı hak ihlalleri seks işçiliği alanında yaşanıyor

LGBTİ+ hak savunucusu ve sosyal medya fenomeni trans kadın Bihter Karal Gazete Fersude’ye konuştu.

LGBTİ+ aktivisti Bihter Karal: Transların en sık karşılaştığı hak ihlalleri seks işçiliği alanında yaşanıyor
197 Toplam Gösterim

 FERSUDE / Melissa Feza Katlar

Bihter Karal LGBTİ+ hak savunucusu ve sosyal medya fenomeni bir trans kadın. Sosyal medya hesapları üzerinden haksızlığa uğrayan LGBTİ+ bireylerin sesini duyurmaya çalışıyor, sosyal deneyler yapıyor, farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bihter Karal ile aktivist olmaktan, trans bireylere yönelik kalıp yargılardan ve polislerin trans bireylere karşı aldığı tutumdan konuştuk.

Karal, “ Bekçilerin baskısı yüzünden birçok trans birey mağdur olmaktadır. Özellikle cadde ve sokakta çalışan seks işleri, gece sosyalleşen translar, bar, gibi mekanlara giden translar bekçiler ile sık sık karşı karşıya gelmektedirler. Gündüz toplumsal baskıyı yaşamak istemeyenler genelde akşam veya gece sosyalleşebiliyor. İlla seks işçiliği yapacaklar diye bir kaide yok. Devlet neden var? Güvenlik güçleri neden var? Herkes özgürce yaşayabilsin diye değil mi?” diyerek trans bireylerin karşılaştıkları zorlukları dile getirdi.

 

Aktivist olmaya ve hak savunuculuğu yapmaya ne zaman karar verdiniz? Bunda yaşadığınız belirli olaylar etkili oldu mu? Biraz anlatabilir misiniz?

Aslında onun tek bir aşaması yok. Birçok dönemde kırılma aşamalarım oldu. Birikerek ilerleyen ve aktivizm sürecine giden bir durumdu. Ben aslında küçük yaşta kendimi ifade eden, düşüncelerimi savunan bir çocuktum. Sonrasında internetin yaygınlaşmasıyla bizim köyde internet kafe açıldı ve televizyonda duyduğum travesti kelimesi ile hayatımda her şey değişti. O kelimeyi internet üzerinden araştırınca bir ton bilgiye eriştim. Onun mutluluğuyla da artık kendimi tanımlayabilecek noktaya geldim. “Evet ben bir transım ve bu dünyada yalnız değilim.” diyebildim. Bu bir kırılma noktasıydı. Üniversiteye gitmem, aileme açılma sürecim, sokakta kalmam bunların hepsi benim aktivist kimliğimi şekillendiren noktalardı. Dolayısı ile aktivist kimliğimi şu zamanda edindim demem sağlıklı olmaz.

Peki ne zaman ben bu işi profesyonel bir şekilde yapacağım dediniz?

Dezavantajlı, ezilen grupların sesi olmaya üniversite yıllarında karar verdim. 2006–2007 yıllarında Hacettepe’de LGBT öğrenci topluluğunu kurdum. Hacettepe’de bir ilkim diyebilirim. O zamanlarda rektörlük bize izin vermedi ve rektörlükle mücadele ettim. O zamanlar aktivist kimliğimi üzerime giydim. İlerleyen yıllarda bu grubu illegal bir biçimde yürüttük. Size bir anımı anlatmak istiyorum.

Bir keresinde “LGBT bireyler olarak Beytepe kampüsünde okulun kafesinde toplanıyoruz.” şeklinde afişler astık. Sonrasında bir baktık ki sadece iki kişiyiz ama kafe tıklım tıklım. Sonra masaya oturup beklemeye başladık. Normalde kafenin üst katında oturan insan sayısı bir elin parmağını geçmezken o gün oturacak yer kalmamıştı. Tabi içinde homofobik ve meraklılar da vardı eminim. Sonrasında yaptığımız toplantılarda sayımız 15’e çıktı. Aslında oraya kimliğini ve yönelimini açığa çıkarmak istemeyen sayısız insan gelmişti. Aynı zamanlarda üniversite dışında sokaklarda, karakollarda da aktivistlik yapıyordum. Bir dönem Kaos GL’nin saha çalışmasında yer aldım. O zaman transseksüel değildim. Sonra Pembe Hayat ile tanıştım. (Eryaman’da yaşanan sistematik saldırılar sonrası birçok trans birey zorla Eryaman’dan sürüldüler. O dönemde hayatını kaybeden translar oldu, evleri basıldı. Korkunç bir dönemdi. Pembe Hayat bu dönemde kurulan bir dernek.) O zamana kadar görünür bir aktivist değildim. Ailem ve çevrem duymasın diye bir müddet gizlenmek zorunda kaldım. 2014 senesinde de Birleşmiş Milletler Türkiye Nüfus Fonu’nun uygulayıcı partneri Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nde stajyer olarak ücretsiz işe başladım. 2016 yılında yarı zamanlı, 2017 yılında tam zamanlı işe alındım. Uzun yıllar bu örgüt çatısı altında lobicilik faaliyetlerinde bulundum. Sayısız seminer, toplantı, paneller gibi birçok etkinlikte katılımcı veya eğitmen olarak yer aldım. Artık sonunda görünür bir aktivisttim. Bihter Karal olmuştum.

Kaos GL’nin 4 Haziran’da yayınladığı 2019 Yılında Türkiye’de Gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu’ na göre yaşanılan 150 vakadan sadece 26’sı polise bildirilmiş. Bildirilmeme gerekçesi olarak en çok “başvurunun işe yaramayacağına inanmama ve polis tarafından ifşa edilmekten sakınma, polis tarafından ayrımcılığa uğratılmak istememe yer almış. Sizin elinizde veriler var mı?

Birçok sivil toplum kuruluşu kendi verilerini tutuyor. Benim de tuttuğum veriler var. Bu verilerin net veriler olmadığını da belirtmekte fayda var. Zira bunlar tıpkı STK’lar gibi benim de ulaşabildiğim verileridir. 2015 Ocak yılından 2019 Aralık yılına kadar 41 cinayet kaydettim. Bu 41 cinayetin 16’sı intihar. Bence intihar da direk olmasa da dolaylı yolla gerçekleşen sistematik bir cinayettir. Ve bu cinayetin sorumlusu aile, toplum ve devlettir. Yaşanan hak ihlalleri içerisinde 336 ağır bedensel hasar kaydettim. Bu da 336 kişinin ölümden döndüğü anlamına geliyor. Yine elimdeki verilere göre son 5 yılda nefret söylemleri, psikolojik baskı, ayrımcılık, gasp, alıkoyma, kaçırılma, cinsel istismar, cinsel taciz gibi binin üzerinde hak ihlalinin olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’de mülteci LGBTİ+ bireylerin de olduğunu da unutmamalıyız. Hak ihlalleri raporlarımda 2016 senesinde öldürülen Suriyeli trans kadın Verde gibi 2018 yılında öldürülen yabancı uyruklu translar olduğunu da söylemek isterim. Kimlikleri ve yönelimleri dışında mülteci olmalarının getirdiği birçok sorun, dezavantajları bulunmakta.

Bu konuda yaşadığınız bir olay oldu mu?

Bir gece Seyran Bağları’nda bulunan evimize gitmek üzere yola koyulduk. Devrez’ de çorba içmiştik. Çok geç kalmak da istemiyorduk. Hızlıca çorbamızı içtik ve kalktık. Geç kalmak istemememin sebebi o dönemler sayıları hızlıca artan çetelerdi. Gece saat 00:15 sularında tam Tepebaşı istikametinde yürürken bir araba kaldırıma doğru hızlıca yanaştı. Arabadan çıkan adamlar beni ve arkadaşımı kolumdan tutup arabaya bindirmek istedi. Tam da yukarda bahsettiğim çete gerçeği ile karşı karşıya kalmıştım. Caddede haraç kesen, beğendikleri transları cinsel taciz veya tecavüzde bulunan üç beş kopuğun bir araya geldiği organize çalışan suç örgütleri. Hoşlarına gitmeyen, dediklerini yapmayan transları öldürürcesine hunharca dövüyorlardı. Bizi fark etmeleri ve durmalarında birçok neden vardı. Yanımdaki arkadaşımı tanıyorlardı. Aslında onu bilmeseler belki de bu olayı yaşamayacaktık bile. Neyse baktım karşılık verdikçe olay büyüyor. Hemen akıllılık ettim. Alttan aldım. Gelecekmişim gibi davrandım. Ve dedim ki; Benim annem hasta bir kadın. Annemle konuşup haber vereyim. Yol kenarında konuşmayayım yakışıklı, şu sessiz tarafa geçeyim bekle beni tatlım” dedim o da bana “kaçarsan feci yaparım” dedi. O boşlukta annem yerine polisi aradım ve Tepebaşı’nda alıkonulduğumuzu, çok zor durumda olduğumuzu söyledim. Şansımıza o anda devriye geçiyormuş. Sıcağı sıcağına olay bildirilince hemen müdahale edildi. Onlar kaçmaya çalışırken polis arabalarının önünü kesti ve hep beraber karakola gittik. Polisler bana ve kız arkadaşıma o kadar iyi davrandılar ki çok şaşırmıştım doğrusu. Karakola gidince kimliklerimizi istediler. Tabi o zamanlar ameliyat olmamıştım. O nedenle yasal kimliğim ve cinsiyet hanem erkek olarak görülüyordu. Kimlik mavi renk tabi. Zurnanın zırt dediği nokta orasıydı. Polis “Yanlış kimlik verdiniz herhalde hanımefendi!” diye beni uyardı. Ben trans bir bireyim deyince bir anda yüz ifadesi değişti. Çok ilgilendikleri, sahip çıktıkları kişi değilmişim gibi umursamaz bir tavır sergilemeye başladılar. Üstüne bir de trafiği tehlikeye atma gerekçesiyle idari para cezası kestiler. Bu durum sonrasında hayatımın tehlikeye girmesine neden oldu. Şikayetçi olduğum için karşı taraf yani çeteler elbette ki bunun öcünü alacaktı. Yaşanan bu cezasızlık, polislerin duyarsızlığı veya nefret içerikli tavırları yüzünden bu failler güçleniyor ve birçok trans birey bu organize suç grupları yüzünden korkunç hayatlar yaşayabilmektedirler. Nasıl olsa polis bir şey demedi. İstediğimi yapabilirim diye düşünüyorlar böylece…

Polis transları şehir dışına mı atıyor?

Tabii, Mersin’de, İstanbul’da, Antalya’da trans kadınları bazı polisler polis aracına alıp şehir merkezlerinden uzak noktalara götürüp çöp misali atılıyorlar. Bu olay sonrası ölümden dönenler bile olmuş. Şehir merkezlerinden uzakta bomboş otobanlarda veya arazilerde tehlikeye açık oluyorlar. Bunu yapan birkaç polis amiri ama güvenliğimizden sorumlu, asayişten sorumlu benim paramla maaş alan ve benim vatandaşlığım sayesinde polis olan bazı kişiler görevini kötüye kullanabiliyor. Polislerin içinde görevini en iyi şekilde yapanlar da var. Translara iyi davrananlar da var. Her mesleğin iyisi kadar kötüsü de olabiliyor. Keşke olmasa ama gerçekliği görmemiz gerekiyor. Meslekleri kutsallaştırma politikası aslında bu gerçekliklerin üzerini kapatabiliyor. Önemli olan görevini kötüye kullananların tespit edilip meslekten men edilmesi. Mesleğini bir kişi kötüye kullanabiliyorsa orada denetimsizliğin ve yaptırımların olmadığını veya yeterli olmadığını anlayabiliriz. Dolayısı ile Türkiye’de bir kesim polis insan haklarını ayaklar altına alabiliyor. Şiddet şiddettir. Şiddete karşı yasaların yaptırımı olmadığı müddetçe savunmasız olan her canlı bu muameleye maruz bırakılmaktadır.

Tek sorun bu değil elbette. Bekçilerin baskısı yüzünden birçok trans birey mağdur olmaktadır. Özellikle cadde ve sokakta çalışan seks işleri, gece sosyalleşen translar, bar, gibi mekanlara giden translar bekçiler ile sık sık karşı karşıya gelmektedirler. Hatta öyle bir hal aldı ki akşam vakti 7/24 açık olan fırına ekmek almak için giden transı durdurup polis çağırtıp idari para cezası yazdıranlar bile var. Şimdi şey diyebilirler gece gece ne işi var dışarda? Gündüz vakti toplumdan korkan, çekinen, gizli yaşayan birçok trans birey genelde akşam-gece saatlerinde daha rahat oluyorlar. Gündüz toplumsal baskıyı yaşamak istemeyenler genelde akşam veya gece sosyalleşebiliyor. İlla seks işçiliği yapacaklar diye bir kaile yok. Herkes istediği saatte, istediği şekilde sosyalleşebilir. Devlet neden var? Güvenlik güçleri neden var? Herkes özgürce yaşayabilsin diye değil mi? Tartışmaya açıktır.

 

Çoğu insanda translar aynı zamanda seks işçisidir kalıp yargısı bulunuyor. Bu trans bireylerin zor durumda kalmasına neden oluyor. Bunu nasıl çürütebiliriz?

Genelevde çalışan trans olmayan, kendi isteğiyle çalışan, Fuhuşla Mücadele Komisyonu tarafından atanan, sigortaları olan, ücretsiz sağlık hakları, emeklilik hakları hatta malülen emeklilik hakları olan seks işçisi natrans kadınlar var değil mi? Peki biz tüm natrans kadınlar seks işçisidir diyebilir miyiz? Himmet Aktürk heteroseksüel bir adam. Üç buçuk aylık bir bebeği istismar edip katlettiğinde biz heteroseksüeller pedofilidir, tecavüzcüdür diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Dolayısıyla translar içerisinde de seks işçiliği yapan bireyler olduğunda tüm translar seks işçisidir diyemeyiz. Çünkü trans olmak bir cinsiyet ifadesidir. Bu onun mesleğini, dilini, dinin, ırkını, etik normlarını, ifade etmez. Seks işçiliği bir meslek, trans olmak ise bir kimlik durumudur. İkisi aynı kefede değerlendirilemez.

Seks işçiliğindeki translar daha fazla engelle karşılaşıyor diyebilir miyiz?

Seks işçiliği başka bir dünya. Transların en sık karşılaştığı hak ihlalleri seks işçiliği alanında yaşanıyor. Bütün yaşanan nefret söylemleri, ağır bedensel hasarlar çoğunlukla seks işçiliği alanında karşımıza çıkıyor. Altı senelik araştırmalarıma, yaptığım izleme, raporlama ve belgelemelerime dayanarak bunları söylüyorum. Gündelik hayatta seks işçisi olmayan bir trans birey sıklıkla sosyal medya üzerinden nefret söylemlerine, gündelik hayatta psikolojik baskıya, ev ve iş ararken ayrımcılığa maruz kalma veya hizmet vermeyi reddetme gibi insanlık dışı hak ihlallerine maruz kalmaktadır. Mesleği seks işçiliği olan trans seks işçileri ise idari para cezalarına polis baskılarına, çeteler ve organize suç gruplarına, haraç kesmelere, hürriyetten yoksun kılıp alıkoymalara, cinsel saldırılar, cinayete, tehdide, evlerinden atılmaya, güvenlik kameraları ile hukuksuzca izlemelere, bina sakinleri tarafından sürekli uygulanan baskılara ve daha bir sürü yaşanan hak ihlallerine sistematik bir şekilde maruz kalmaktadır. Dolayısıyla ailesiyle beraber yaşayan bir trans birey ile sahada çalışan seks işçisi bir trans bireyin yaşamları aynı ve karşılaştıkları zorluklar aynı olmayacaktır.

Ortamı biraz yumuşatmak adına magazinsel bir soruyla devam edelim istiyorum. Hormonlu domates ödülleri Türkiye’de LGBTİ+ topluluğunca o yılki en homofobik kişi, kurum veya kuruluşlara verilen ödüldür. Siz bu yılki 2020 Hormonlu Domates Ödüllerini kime veya kimlere vermek isterdiniz?

2020 Hormonlu Domates Ödülünü ilk olarak Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’ya, ikinci olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a vermek isterdim.

 

Emoji ile tepki ver!
  • 1
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE