SON DAKİKA

Neler oluyor ? – Aziz Tunç yazdı

Bu haber 09 Ekim 2019 - 13:51 'de eklendi.

Ortalık bir anda karıştı. Savaş tamtamlarının sesi daha sert ve daha yakın duyulmaya başlandı. Hayatın çok hızlı aktığı bu ortamda, bu yazı yayınlandığında belki de Türk devletinin Kürdistan’a saldırısında başka gelişmeler yaşanıyor olabilir. Ancak her hâlükârda yazılacak olanlar güncelliğini koruyacaktır.

Erdoğan, Suriye de olan biteni bir fırsata çevirerek Osmanlı/İslam İmparatorluğu kurmak istemektedir. Bu amaçla DAİŞ barbarlarıyla işbirliği yapan Erdoğan ve Türk devletinin, DAİŞ’in yenilmesiyle bu kanlı hevesi kursağında kalmıştır. Dahası Kürtler DAİŞ’e karşı kendi topraklarını savunarak direnmişler ve on binlerce ölümsüzün kanıyla DAİŞ çetesini yenerek kendi özerkliklerini yaratmışlardır. Bu durum Erdoğan’ı ve Türk devletini çıldırtmış ve oradan oraya koşturarak, Kürtlerin kazanımlarını yok etmeye çalışmıştır. Erdoğan, bu amaçla kurmak istediği Osmanlı/İslam imparatorluğunun önündeki en büyük engel olarak gördüğü Kürtlere karşı, doğrudan ve bizzat tarafı olduğu bir savaşa yönelmiştir.

Aslında Erdoğan’ın ve Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü bu savaş, DAİŞ’in yenildiği günden beri devam etmektedir. Efrin işgali, Güney Kürdistan’daki referanduma müdahale, Kuzey Kürdistan’da sürdürülen savaş, Türk devletinin ve Erdoğan’ın Kürtlere karşı sürdürdüğü kapsamlı ve tüm Kürdistan’a yayılmış olan savaşın birer aşamasıdırlar. Önce bu gerçeğin tespit edilmesi önemlidir.

Bugün olan ise Türk devletinin ve Erdoğan’ın bu savaşta daha ileri düzeyde bir işgalci savaşa yönelmiş olmasıdır. Erdoğan Kürtlere karşı açtığı bu savaşta, hem Kürtlerin kazanımlarını ve siyasal iradesini yok etmek istemekte, hem de Kürdistan’ı ve tüm bölgeyi işgal ederek veya kolonileştirerek etki alanını büyütmeye çalışmaktadır. Böylece mevcut koşullarda yaşadığı birçok sorundan kurtulmak istemektedir.

Erdoğan’ın ve Türk devletinin bu niyeti biliniyor bilinmesine de bu saldırıya ABD’nin neden bu kadar kolay razı olduğu anlaşılmaya muhtaç konudur. Bugüne kadar ABD, Kürtlerle, her ne kadar adı konmamış da olsa, pozitif bir ilişki içindeydi. Türk devletinin Kürdistan’ı işgal etme amaçlı taleplerine her defasında karşı çıkmış veya engel olmuştu? O halde ne oldu da ABD Türk devletinin Kürtlere saldırmasına razı oldu veya razı edildi?

Şüphesiz bu konuda açık, net ve kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Basın üzerinde kamuoyuna yansıyan bilgilere dayanılarak ve düşünce geliştirerek olan biteni anlamayabiliriz. Ancak bu noktada iki boyutu gözden uzak tutmamak gerekiyor.

Birincisi; emperyalist devletlerin de kapitalist-ulus devletlerin de her gelişmeye çıkarları üzerinden yaklaşacaklarını unutmamak önemlidir.

İkincisi;emperyalist ABD’ye ve diğer emperyalist devletlere bağlı olan Türk devleti, buna rağmen emperyalistlerin emir eri, kuklası gibi davranmayabilir. Çıkarları ve verili koşullar uygun olduğunda, yani konjonktör elverdiğinde, Türk devleti, farklı tutumlar izleyebilir. Hatta bazen Türk devleti ve Erdoğan, ABD ile kendi politikaları çerçevesinde didişmeyi göze alarak, kendi politik istediklerini ABD’ye kabul ettirmeye veya ABD’ye rağmen kendi savaşçı politikalarını hayata geçirmeye çalışan bir tutum izleyebilir. Türk devleti Kıbrıs’ı bu şekilde işgal edebilmiştir ve yıllardır Kıbrıs, bu şekilde işgal altında tutulmaktadır.

Bu kriterler ışığında konuya yaklaştığımızda, Türk devletinin Kürdistan’ı işgal etmekten büyük faydalar beklediği açıktır. Kürdistan’ı işgal ederek, Kürtlerin hem kazanımlarını hem iradesini yok etmek istemektedir. Bu nedenle bağımlı olduğu ABD istemese de, fırsatları değerlendirerek ve gerektiğinde ABD’ye tavizler/rüşvetler vererek, ABD’yi razı ederek veya oldu bitti yaparak Kürdistan’ı işgal etmeye çalışmaktadır. Buna göre Erdoğan ve Türk devleti, Kürdistan’ı işgal etme politikasını, biraz ısrar, biraz zorlama ve biraz rüşvet veya tavizle ABD’ye kabul ettirmiş görünmektedir.

ABD’ye Kürdistan’ı işgal karşılığında verdiği taviz veya rüşvetin basit olmadığı ortadır. Bu tavizin ne olabileceğine dair ilk akla gelen, ABD, İran’a karşı Türk devletini kullanmayı kabul etmiş olabilir. Böylece ABD, Türk devletinin Kürtlere saldırmasına karşılık, İran, Rusya ve Türkiye ittifakını bozmayı amaçlamış olabilir. Veya büyük bir ihale ya da silah satışı yoluyla Türkiye halklarının emeğinin gasp edilmesi de olabilir. Veya hepsinin de bir arada olduğu bir paket rüşvet veya taviz gündeme gelmiş olabilir.

Böyle bir anlaşma olmuş olsa bile ABD’nin, Kürtlerle tam anlamıyla ilişkilerini koparttığını düşünmek gerçekçi değildir. ABD, nasıl ki Türk devleti ile bütün iniş çıkışlarına rağmen ilişkilerini sürdürüyorsa, aynı durum ABD ile Kürtler arasındaki ilişkilerde de mümkündür.

ABD’nin bu tutum değişikliğinin arkasında şu bilginin de rol oynadığını düşünmek mümkündür. Kürtlerle Türk devleti arasındaki savaşta, kim kazanır veya kim kaybederse ABD açısında herhangi bir kayıp görünmemektedir.

Bütün bu gelişmelerde en çok ve en büyük acıları Kürtler yaşayacaktır. Savaş Kürtlere karşıdır ve işgal altındaki Kürdistan bir kez daha işgal edilmek istenmektedir. Ancak hiçbir şey kolay olmayacaktır. Görülen o ki, uzun yıllardır bin bir zorlukla geçen ve bugün sahip olduğu değerleri çok muhteşem bedellerle elde etmiş olan bu mücadele daha da zorlu bir sürece girmektedir.

Buna rağmen umutlu olmak için fazlasıyla imkanlarımız ve değerlerimiz bulunmaktadır. Suriye’de yaratılmış olan statüye, muazzam bir tecrübeye, görkemli bir mücadele birikimine, dikkate alınan uluslararası ilişkilere ve desteğe, inançlı bir halka sahip olmak az değer değildir. Ve Kürtlerin bütün bunları yaratan politik/örgütsel bir yapısı bulunmaktadır. Herkes bilsin ve inansın ki bütün bu imkan ve değerler, her türlü badireyi aşacak, en büyük zorlukları kolaylaştıracaktır.

Bu savaş çok net bir biçimde ortaya koymuştur ki, özgürlük, sadece ve sadece kendi öz gücüne, örgütlenmesine, mücadelesine ve halkına güvenenler tarafında kazanılacaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.